Uzayın Şekli Nasıl?

Yoksa Platon haklı mıydı? Yunanlı filozof bundan yaklaşık 2400 yıl önce, uzayın on iki eşit beşgenden oluşan bir geometrik şekil biçiminde olduğunu öne sürmüştü. Fransız ve Amerikalı bilim adamlarından oluşan bir araştırma ekibi şimdi Platon’un bu teorisini kanıtladığına inanıyor.

Astrofizikçiler, uzaydaki ilk büyük patlamadan (Big Bang) geride kalan arka plan ışınlarını (backround radiation) hesaplayarak, evrenin, Platon’un öne sürmüş olduğu biçime sahip olduğunu bulmuş.

Hesaplara göre evrenin çapı 70 milyar ışık yılı kadar. Paris gözlemevinden Jean-Pierre Luminet başkanlığındaki ekibin tezleri NASA’nın WMAP uydusunun verilerine dayanıyor. Uydu, ilk patlamadan sonra korlaşan arka plan ışınlarını ölçüyor.

Mikrodalga ışınları tümüyle tekdüze değil, minik dalga biçiminde sıcaklık oynamaları gösteriyor. Oysa sonsuz bir evrendeki arka plan ışınlarındaki oynamaların çok daha büyük olmaları gerekiyordu. NASA uydusunun verileri yine de küçük boyda dalgaların sonsuz evren teorisine uygun olduğunu göstermiş. Ancak belli bir boyuttan sonra dalgalar tümden yok oluyor. Bu da uzayın dalgalar için yeterince büyük olmadığına işaret ediyor diyor Jeffrey Weeks.

Tıpkı bir çanın, kendi boyutunu aşan ses dalgaları üretemediği gibi, uzaydaki dalgalanmalar da evrenden büyük olamaz. İşte bu nedenle uzayın sınırları olması gerekiyor diyor ekip.

Ancak bu yine de bu saptama, evrenin kenarlara sahip olduğu anlamına gelmiyor. Ekip, uzayın bu yüzden kendi içine kapalı olan on iki beşgenli bir şekil olduğunu tahmin ediyor.

Bir uzay gemisi veya ışık bu beşgenlerden birinden geçecek olsa tam karşısındaki beşgenden dışarı çıkardı. Bu etki aynı zamanda uzaktaki galaksi ışınlarının Dünya’ya farklı yollardan ulaştığı anlamına da gelirdi. Uzay buna göre aynı objenin görüntüsünü sonsuz bir biçimde yansıtan aynalı oda biçiminde olabilir. Böylece teorik olarak- farklı fiziksel yasaların geçerli olmadığı bölgeler olmaksızın- tüm uzay Dünya’dan görülebilir.
O halde yerdeki teleskoplarla neden her yıldızın kopyası görülmüyor? Weeks, bunu ışık hızının sınırlı olmasıyla açıklarken, uzaya baktığımızda geçmişi gördüğümüzü de hatırlatıyor. Evrenimiz kendimizi gösterecek kadar yaşlı değil, bu belki birkaç milyar yıl sonra mümkün olabilecek.

Yıl sonuna dek devrim yaratacak sonuçlar bekleyen Weeks, ‘Eğer uzayın, küçük ve sınırlı olduğunu kanıtlayabilirsek bu şiddetli bir deprem etkisi yaratacak ve evrene bakış açımızı tamamen değiştirecektir’ dedi.

kaynak : Hürriyet Gazetesi, 23.10.2003

 

Bu konuda kendi düşüncelerimi de paylaşmak isterim..

Evren çok büyük; çünkü her an, her yöne, sürekli olarak genişleyerek boyutlarını artırıyor. Bildiğimiz evrenin Big Bang teorisine göre genişlediğini biliyoruz/doğru kabul ediyoruz. Benim de asıl ilgilendiğim şey; Big Bang olayının nasıl bir ortam içinde, neyin içerisinde meydana geldiği ve evrenin şu an neyin içerisinde genişlediği.. Ancak şunda pek bir şüphem yok: Tek bir evren değil, çok sayıda evrenler mevcut. Ve bütün bunlar başından beri nasıl, ne ne şekilde yaratıldıysa, “her anlarıyla” zaman-uzay boyutunda mevcutlar. Bunları tıpkı çok geniş bir odada havada yüzmekte olan çok fazla katmanlı soğanlar olarak düşünebiliriz. Soğanın her bir katmanı farklı bir anlık zaman dilimini temsil ediyor. Ama burada önemli olan konu, her bir soğanın çapının ve katman sayısının her an artmakta, her an yeni katmanlar eklenerek çapının genişlemekte olduğu. Nasıl ki bu soğanın ilk katmanı da, o anki son katmanı da istenildiğinde her an ulaşılabilir durumdaysa, evrenin de tüm zamanlarına aslında geçiş yapabilmek mümkün. Bu ise, eğer yine soğan örneğini düşünürsek; soğanın ortasından, tüm katmanları dikine delebilecek bir şiş veya boru ile mümkün oluyor. Ya da soğanın bizim o an bulunduğumuz yere göre uzak noktalarına “kısayollarla” ulaşabilmek de mümkün. Bir katmanın sadece yüzeyinde ilerleyerek uzaktaki bir noktaya ulaşmak yerine, soğanı delerek saplayacağımız bir boru ile uzaktaki o noktaya daha kestirmeden ulaşılabiliyor. Bu şekilde zamanda yolculuğunu ve evrende uzak mesafelere yapılacak seyahatlerin mümkünatını bir anlamda açıklayabilmiş de oluruz. Soğanın her bir katmanı farklı bir anlık zaman dilimini temsil ettiğine göre, soğanın alt tabakalarından dışa doğru katedilecek yol geleceğe yapılan yolculuğu, tam tersi ise geçmişe yapılan yolculuğu ifade eder. Eğer o anki en üst tabakadaysanız, daha yukarılara gidebilmek, ancak yeni tabakaların oluşumunu beklemek şartıyla mümkün olabilir. Eğer aşağıdan yukarıya doğru ilerlerken yaptığınız hız, soğanın genişleme hızıyla aynı hızda ise zaten normal uzay-zamanı yaşıyorsunuzdur. Siz bu cümleleri okurken yaptığınız hız da bu zaten 😉

not: Bizim içerisinde bulunduğumuz evreni küresel evren olarak düşünüyorum. Soğan örneğini bunu gözönüne alarak verdim. Diğer evrenler yaklaşık olarak aynı mantıkla ama farklı bir görünümde de olabilirler ya da sahip olduğumuz algılarımızla bunları ifade etmek ve şekil olarak tanımlamak çok zor da olabilir.

Tüm bu yazdıklarım; zihnimde şekillendirdiğim ve tanımlamasını yapmaya çalıştığım mekan-zaman kavramının sözlü bir aktarımıdır ve şahsıma ait bir yorumlama biçimidir.