Earth315

Dünya'mızın yüzeyini oluşturan yerkabuğu (Litosfer) tek ve kesintisiz bir parçadan meydana gelmez. Birbirlerinden dev yarıklarla ayrılmış ve adına levha dediğimiz büyük parçalardan oluşmuş bir mozaik yapısındadır. Bu katı levha parçaları, altlarındaki eriyik halde bulunan yer katmanı (Astenosfer) üzerinde hareket ederler. Levhalar birbirleriyle çarpışırlar, kısmen birbirlerinin altına dalabilirler veya levha sınırlarında birbirlerine sürtünerek hareket edebilirler. Bu hareketler, yerkabuğu içerisinde bir enerji birikimine neden olur. Biriken bu enerji bir zaman öyle bir noktaya gelir ki, kayaç buna dayanamaz ve aniden hareket ederek yer içerisinde titreşime neden olur. Bu titreşim, tıpkı durgun suya atılmış bir taşın suda oluşturduğu dalgalar gibi yerkabuğu içerisinde titreşim dalgaları olarak her yöne yayılmaya başlar. Bu olaya deprem denir. Depremler levha sınırlarında oldukları gibi, ülkemizde de gözlendiği üzere levha içlerinde de fay kırıkları boyunca meydana gelebilirler. Ülkemizdeki en büyük kırık sistemleri Kuzey Anadolu Fayı, Doğu Anadolu Fayı ve Ege bölgesinde görülen kıyıya dik konumlanmış fay yapılarıdır.

Depremi meydana getiren ve yer içerisinde ilerleyen titreşim dalgaları farklı yayılma özellikleri gösterirler. En önemli ve en bilinen deprem dalgaları P ve S dalgalarıdır ve deprem olduğu anda yer içerisinde her yöne yayılmaya başlarlar. Tıpkı aynı anda koşuya başlayan ama koşma hızları birbirinden farklı olan iki koşucu gibi, bu iki dalga yerkabuğu içerisinde aynı anda yayılmaya başlamasına rağmen, P dalgası yer içerisinde daha hızlı ilerler ve bir süre sonra S dalgası ile arasındaki mesafe açılır. Deprem sırasında açığa çıkan titreşim dalgalarından P dalgası, daha hızlı olması sebebiyle ilk varan ve ilk gözlenen dalgadır. Bunu saniyeler sonra S dalgası takip eder. Deprem bilimi ile uğraşan sismologlar, bu iki dalga arasındaki zaman (hız) farkını kullanarak, çeşitli hesaplamalarla yer içi hakkında bir çok bilgiye ulaşabilirler. Basında zaman zaman karşımıza çıktığı üzere, Erken Uyarı Sistemi olarak ifade edilen şey bununla ilgilidir. Erken Uyarı Sistemi demek, depremi önceden tahmin etmek veya önkestirimini yapmak değildir. Buradaki temel amaç; deprem meydana geldikten sonra kayıtçıya ilk ulaşan P dalgasına ait uyarıyı dikkate alarak, çok daha yıkıcı olan S dalgası henüz o bölgeye ulaşmadan doğalgaz ve elektrik sistemlerinin otomatik olarak kapatılması ve depremin vereceği zarar boyutunun mümkün olduğunca azaltılmasıdır. Ancak P ve S dalgaları arasındaki varış zaman farkı saniyeler mertebesindedir ve bu fark, deprem merkezi ile bulunduğumuz nokta arasındaki mesafeye bağlı olarak değişir. Depremin merkezinden ne kadar uzaksak, P-S dalga varış zamanları arasındaki fark da o kadar fazla olacaktır.

Rıza PEKTAŞ, Şubat 2017

deprem

P-Wave

P Dalgası Yayılma Şekli

S-Wave

S Dalgası Yayılma Şekli

Doğal bir şekilde (deprem) veya yapay yollarla (maden ocağı patlatması vb) meydana gelen ve yerkabuğu içerisinde ilerleyen titreşim dalgalarını kaydeden aletlere sismometre diyoruz. Sismometreyle kaydedilen bu veriden depremin aletsel büyüklüğü, diğer adıyla magnitüdü hesaplanır. Bir depreme ait büyüklük yani magnitüd değeri her yerde aynıdır. Çünkü aletsel olarak hesaplanmış matematiksel bir değerdir. M3.3, M4.0, M7.2 gibi yazılır. Basında kamuoyuyla paylaşılan alan deprem haberlerinde verilen değer budur, bu olmalıdır.

Depremin şiddeti ise; meydana gelen bir depremin insanlar tarafından ne kadar hissedildiği, binalarda ne ölçüde bir hasar ve yıkıma neden olduğunu anlatan bir değerdir ve Romen rakamlarıyla ifade edilir (III, IV, V, ... gibi). Şiddet derecesi gözlemsel değerlendirmelere göre ifade edilir. Bir depremin ne kadar hasara neden olduğu, ne kadar 'şiddetli' hissedildiği, depremin meydana geldiği yer ile olan mesafemize, bulunduğumuz zemin yapısına ve binamızın türüne göre değişiklik gösterebilir. Mesela bir noktada meydana gelen 7 büyüklüğündeki bir deprem, meydana geldiği o noktada ve çok yakın çevresinde daha şiddetli hissedilip, yıkımı o bölgede daha fazla olabilecekken, merkezden uzaklaştıkça nisbeten daha zayıf hissedilecek ve yıkımı daha az olacaktır. Bu durumda merkezde şiddeti daha yüksek olacak, merkezden uzaklaştıkça şiddeti gitgide azalacaktır.

Özetlersek; Dünya üzerinde herhangi bir yerde meydana gelmiş 7.0 aletsel büyüklüğündeki (magnitüdündeki) bir deprem Dünya'nın her yerinde 7.0 aletsel büyüklükle tanımlanacak, ancak şiddet değeri hissedilme ve hasar verme ölçüsüne göre farklı değerler alabilecektir. Deprem kaynağına yakındaysak o deprem bizim için şiddetli bir depremdir. Biz uzaklaştıkça şiddet değeri bizim için azalır. Aletsel büyüklük ise deprem kaynağına olan mesafeye ve hasar değerine göre değişmez, her yerde aynıdır.

Rıza PEKTAŞ, Şubat 2017

buyukluk-siddet

Deprem yani yersarsıntısı, tıpkı yağmurun ya da karın yağması gibi bir doğa olayıdır. Doğa olayları, meydana gelmeden önce bütünüyle tahmin edilebilir davranışlar göstermezler. Bir mekanizmanın nasıl davranacağını, oluş düzeninin nasıl işlediğini anlayabilmek ve 'çözebilmek' için, o mekanizmayı çok iyi tanımak gerekmektedir. Bu düzenleri bir sistem içinde tanımlayabilmek için de çok fazla sayıda gözlem ve örneklemeye ihtiyaç duyulur. Bizler bugün bilim insanları olarak yağmurun ya da karın ne zaman yağacağını, bir depremin ne zaman, ne büyüklükte ve nerede meydana geleceğinden çok daha büyük bir kestirimle bilebiliyoruz. Çünkü yağmur veya kar yağma mekanizmalarını, gerek bunların depremlere göre daha az kompleks bir davranış sergilemelerinden ve gerekse elimizde bunlara ait daha çok sayıda gözlem verisi olduğundan daha iyi tanıyabiliyor ve işleyiş mekanizmalarını bilim sayesinde bir sistem dahilinde tanımlayabiliyoruz.

Yeryüzünde meydana gelen tektonik depremler, levha dediğimiz yerkabuğu parçalarının sınırlarında olabildiği gibi, levha içlerinde de olabilmekteler. Yani bizler, deprem riskinin daha yüksek olduğu bölgeleri tektonik ve jeolojik bilgiler ışığında tahmin edebiliyoruz. Ancak bir depremin önceden bilinmesi, oluş zamanı ve büyüklüğü gibi diğer parametrelerin de bilinmesiyle anlamlı hale gelir. Günümüzde bilimin gelmiş olduğu teknolojik imkanlar ve bilgi birikimi, depremlerin ön kestirimi için yeterli düzeyde değildir. Kaldı ki her bir deprem kendine münhasır davranışsal özellikler göstermektedir. Bilimsel çalışma yönteminin gereği olarak yapılması gereken; davranışının önceden kestirilmesi istenen bir mekanizmayı çok iyi tanımak ve onu 'çözebilmek' için çok fazla sayıda ve olabildiğince uzun bir zaman dönemi boyunca gözlem ve inceleme yapmak, nitelikli bir veritabanı oluşturmaktır. Deprem oluşum mekanizması, tanımının sadece sismik verilerin gözlem ve analizi ile yapılamayacak ölçüde kompleks bir davranış sergiler. Örneğin bizler, hastalanıp, hastaneye gittiğimizde doktor tarafından hastalığımızın teşhisi sadece tek bir inceleme ile yapılmıyor (mesela boğazımıza bakılması veya göğsümüzün dinlenmesi gibi), ihtiyaca göre doktor tarafından çok farklı tahliller, ultrason, röntgen, EKG gibi ölçüm sonuçlarına ihtiyaç duyulabiliyorsa, bir depremin davranışını 'teşhis' edebilmek için de çok farklı tetkik ve ölçümlere ihtiyaç duyarız. Yermanyetik alanı, yerin özdirenç iletimi, yeraltı su seviyesi, Radon emisyon miktarındaki değişimler, uzun dönemli yerkabuğu deformasyon ve yamulmaları gibi bir çok kompleks ölçüm ve incelemeleri deprem oluş mekanizmasını tanımada ve muhtemel önkestirim çalışmalarında çalışılacak çalışmalardan ilk akla gelenlerdir.

Özet olarak, depremlerin yerkabuğundaki kırıklar üzerinde meydana geldiğini bilsek de, bir depremin tam olarak nerede, ne zaman ve ne büyüklükte olacağını söyleyebilmek, bilimin bugün ulaştığı noktada mümkün değildir. Nitelikli gözlemsel verilerin artması ve yukarıda bazılarının isimlerini verdiğim çok disiplinli sürdürülen çalışmalara farklı parametreler de eklenmesiyle birlikte, gelecekte can ve mal kaybına sebep olan büyük depremlerin ön kestirimi yapılabilecektir? Bilimsel çalışmalar bu düzeye ulaşana kadar bugün için yapılması gereken en önemli şey, depremlerin sebep olduğu can ve mal kayıplarını mümkün olan en az seviyeye indirebilmektir. Ülkemizin bir deprem ülkesi olduğu bilinciyle; bunun için yapılabilecekler, depreme dayanıklı bina tasarım ve inşasından başlayıp, bir birey olarak deprem öncesi-sırası ve sonrasına dair alabileceğimiz tedbirleri kapsayan, ve en önemlisi -bütünüyle bizim elimizde olan- bir dizi hazırlık ve çalışmayı kapsar.

Rıza PEKTAŞ, Şubat 2017


BİLİM VE BİLİMSEL ÇALIŞMA NE DEMEKTİR? İnsanların kendilerini ve çevrelerindeki diğer varlıkları anlamak, bu varlıkların birbirleri ile ilişki ve etkileşimlerini inceleyip, meydana gelen olayları açıklayabilmek için uyguladıkları yöntem ve etkinlikler ile ilk çağlardan günümüze elde edip düzenli olarak biriktirdikleri bilgiler bütününe 'bilim' denir. Bilimdeki yıllardır süregelen gelişmeler, farklı ülkelerde yaşayan çok sayıdaki bilim adamının ortak katkıları ile olmuştur. Bilim insanları arasındaki işbirliği ve bilgi alışverişi çok önemli olmakla birlikte, bilimin temelinde 'insanın düşünme yeteneği ve yaratıcılığı' yatar.

Bilimsel bir çalışmanın ana basamakları;

  • gözlem yaparak bilgi toplama,
  • elde edilen bilgilerin düzenlenmesi,
  • düzenlenen bilgiler arasında düzenlilik olup olmadığının araştırılması,
  • bu bilgilerdeki düzenliliğin nedenlerinin bulunması,
  • daha sonra gelecek nesillere bilgilerin ve sonuçların yazılı olarak aktarılması şeklinde özetlenebilir.

Günümüzde bilimin ulaştığı noktada, bir depremin oluş zamanı, yeri ve büyüklüğünün önceden bilinebilmesi / tahmin edilebilmesi mümkün değil. Peki deprem zararlarının azaltılması, bir depremin vereceği hasarın en aza indirilebilmesi için neler yapılabilir? Bizler evimizde, işyerimizde, bulunduğumuz mekanlarda ne gibi tedbirler alabiliriz?

Ülkemiz yerbilimine uzun yıllar emek vermiş, deprem öncesi-sırası ve sonrasında yapılabilecekler konusunda toplumsal bilincin oluşmasına öncülük etmiş rahmetli hocamız Prof.Dr. Ahmet Mete Işıkara'nın "Deprem değil, bina öldürür" sözünden hareketle, Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü bünyesinde görev yapan "Afete Hazırlık Eğitim Birimi (AHEB)" bu konuda eğitimler veriyor.

Rıza PEKTAŞ, Şubat 2017

the_sun315

beyin

maxresdefault

Bize genelde beynimizin sadece yüzde 10'unu kullandığımız söylenir. Albert Einstein ve Margaret Mead gibi ünlü kişilerin isimleri de bu durumla ilgili şeylerden söz ederken konu edilir.  Peki bunun kaynağı nedir?

Birçok kaynağa göre bunun nedeni 1900'ların başında Amerikalı bir psikolog olan William James'in "ortalama bir insan kendi potansiyelinin çok küçük bir miktarını açığa çıkarabilir" cümlesidir. Bir şekilde bu cümle, beynimizin sadece yüzde 10'unu kullanabildiğimiz şeklindeki mite dönüşmüştür. İlk bakışta bu kafa karıştırıcıdır. Neden hepsini kullanmıyorsak, vücudumuza oranla en büyük beyne sahip olan hayvan biziz? Birçok insan kitaplar yazarak ve bazı ürünler satılarak kalan yüzde 90'ın kullanılabileceği savına balıklama atlamıştır. ESP (Extra Sensual Perception - Duyu Dışı Algılama) gibi kimi psişik yeteneklere inananlar, bu yeteneklerin beynin kalanında yer aldığını söylerler.

Ama aslında bu doğru değildir. Beyinde 100 milyar nöronun yanı sıra bir sürü türden diğer başka hücreler de vardır ve bunlar sürekli kullanımdadır. Beynimizin küçük bir kısmına gelecek bir hasarda bile, hasarın yerine göre yetersizlik oluşabilmektedir; yani beynin sadece yüzde 10'unu kullanarak işlevini sürdürmesi kesinlikle imkansızdır.

Beyin taramaları, biz ne yaparsak yapalım beynimizin sürekli aktif olduğunu göstermiştir. Belirli bir anda bazı bölgeler diğerlerinden daha aktiftir, ama bir beyin hasarına sahip değilsek, beynimizde aktif olmayan bir bölüm yoktur. İşte bir örnek: Bir masada oturup sandviç yediğinizi düşünün, yani ayaklarınızı kullanmadığınızı. Bu durumda sandviçi ağzınıza götürmeye, çiğnemeye ve yutmaya konsantre oluyorsunuz demektir. Ama bu, ayaklarınızın çalışmadığı anlamına gelmez - o bölgelerde hala kan akışı gibi aktiviteler vardır, o sırada ayaklarınızı hareket ettirmeseniz bile.

Yani beynin alanını düşündüğünüzde gizli, size ekstra potansiyel sağlayabilecek bir yer yoktur. Ancak beyin hakkında öğrenecek daha bir sürü şey vardır.

alıntı : howstuffworks.com (Shanna Freeman)

[embedyt] http://www.youtube.com/watch?v=5NubJ2ThK_U[/embedyt]



Kaynak göstererek paylaşabilirsiniz. [rizapektas.com]