Zamana, varoluşa, hayatın gerçekliğine dair felsefi ve bilimsel yaklaşımlar..

Öncelikle merak etmek, merak ettiğini araştırmak, tarafsız ve önyargısız olarak bilgi toplamak, ve nihayetinde, elde edilenler üzerinde düşünüp, bunları her daim sorgulamak lazım..

Herkesten, her şeyden bağımsız olarak; araştıracağım, yeni şeyler öğrenmek için merak ve heves duyacağım, önüme bilgi olarak gelen her ne varsa akıl süzgecimden geçireceğim, öğrendiklerimi sorgulayacağım, Yaratıcı’nın bana verdiği aklı her zaman kullanacağım. Bilim de, din de, felsefe de aklı kullanmayı, düşünmeyi ister. Yaradılış gayemin hayatı ve varoluşu keşfetmek olduğuna inanıyorum. Ve hayatı boşa geçirme lüksümüz yok..


 Eğer gördüğün rüyadan hiç uyanacak olmasaydın, onun bir rüya olduğunu anlayabilir miydin? (R. Pektaş)

 Yaşam dediğimiz şeyin, ‘henüz uyanmadığımız bir rüya’ olmadığına emin olabilir miyiz? (R. Pektaş)

 Uyanana kadar yaşananın bir rüya olduğu anlaşılmaz. Aslında her yaşanan, uyanana kadar bir rüyadır.. (R. Pektaş)

  Ve bir gün tıpkı bir rüyadan uyanır gibi, gerçek sandığımız bu yaşamın da aslında zihnimizdeki bir hayalden ibaret olduğunu farkedip, uyanacağız. (R. Pektaş)

 Yaşam denilen şey, kendini bedenlenmiş olarak gören ruhun rüyasından ibarettir. (R. Pektaş)

 Asıl gerçeklik; her biri kısa birer rüyadan ibaret olan “Yaşam – Ölüm” döngüsündeki ilüzyonların toplamından mı ibaret? (R. Pektaş)

 Öldüğümüzde, bu hayata dair tüm yaşananları ‘bir rüya’ olarak mı hatırlayacağız yoksa? (R. Pektaş)

 İnsan aslında düşünde ne görür? Düşün bize sunduğu görüntüleri film izleyen bir seyirci gibi mi izleriz, yoksa o düşü ‘gerçekten’ yaşar mıyız? (R. Pektaş)

 Belki şu anki halimizle içindeyizdir, belki de rüyaya girdiğimiz andan itibaren deneyimliyoruzdur ‘gerçek’liği.. (R. Pektaş)

 Duyu organlarımız aracılığıyla içinde yaşadığımızı ‘sandığımız’ Dünya kimbilir aslında nasıl? Beynimin ‘yorumu’ gerçeği ne kadar yansıtır? (R. Pektaş)

 Dış dünya algımız duyu organlarımızla -sınırlı- olduğu için, tıpkı zamanın göreceli olduğu gibi, ‘gerçeklik’ de görecelidir. (R. Pektaş)

 Duyu organlarımızın algı aralığı oldukça sınırlı olduğu için, deneyimlediğimiz her şeyi gerçekten çok uzak bir şekilde çok dar anlamda algılıyoruz. Duyu algısı beynin yorumuna bağlı olduğundan ve her beyin de kişiye münhasır olduğundan, algılanan her yaşam kişinin öznel yaşamıdır ve diğer herkese göre izafidir. (R. Pektaş)

 Duyu organlarımız vasıtasıyla maddesel olarak varolduğunu sandığımız her şey, beynimiz tarafından “yorumlanan” elektrik sinyallerinden ibarettir. (R. Pektaş)

 5 duyunun yetersiz kaldığı maddesel bir dünyada, gerçekliğe en yakın olasılıkla ‘düşünerek’ ve ‘hissederek’ ulaşılır.. (R. Pektaş)

 Aslında tüm evren bilincimizde oluşuyor. (R. Pektaş)

 Duyu organlarımızla çevremizi gözlemleriz. Ama aslında bu sırada gözlemlediklerimizi yaratmış oluruz. Yani gerçeği var eden, onu gözleyen gözlemcidir. (R. Pektaş)

 Evrenin var olabilmesi için gözlemci gereklidir. (R. Pektaş)

 Sadece gözlemcileri üretmek ve yaşamlarının devamını sağlamak amacıyla tasarlanmış bir evren de mümkündür. (R. Pektaş)

 Eğer duyularımız olmasaydı, sadece duyularımızla algılanabilen dış dünyanın varlığından sözedilebilir miydi? Cevap ‘hayır’ ise, bu durumda zihnimizin haricinde bir gerçeklikten bahsetmek ne kadar doğru ve mantıklı olabilir? Göz görmeden de bir şeyler ‘görebiliyorsak’, gören aslında göz değildir. Tüm duyu organları için de geçerlidir bu. Bu durumda ‘gerçek olan’ rüya mıdır, yoksa yaşam sandığımız olgu mudur? Hele ki; REM adı verilen, yani vücudun fiziksel olarak felç durumda olduğu, ama beyin aktivitesinin uyanıklık halinden bile daha yüksek olduğu rüya evrelerine ne demek lazım? (R. Pektaş)

 Görme eylemi, görülen bir obje olmadan da olur. Gören göz değil, zihinde bir görüntü oluşturan beyindir. Rüyalar buna örnektir. (R. Pektaş)

 Ve “Dış Dünya” dediğimiz şey belki de bir başka varlığın “İç Dünya”sıdır, kimbilir? (R. Pektaş)

 Gerçek, gözle görülende değil, akılla bilinendedir. (R. Pektaş)

 Beynimiz, kendisini tamamen kavrayamayacak kadar karmaşık olabilir mi? Beynin gizemini yine aynı beyinle çözebilmek mümkün müdür? (R. Pektaş)

 Tek bir yaşam diye bir şey yok aslında. Her bir insanın kendi duyu organlarıyla ve beyninde şekillenenlerle milyarlarca ‘yaşam algısı’ var. (R. Pektaş)

 Yaşam denilen şey sinirsel etkileşimli bir simulasyondan ibarettir. (R. Pektaş)

 Her yaşam; diğer yaşamlarla etkileşim halinde olan, her bir bireyin farklı deneyim ve algılarına göre yorumladığı bir değişkenler yumağıdır belki de. (R. Pektaş)

 Tıpkı zamanın göreceli olduğu gibi, ‘gerçeklik’ de görecelidir. (R. Pektaş)

 Düşünüp, sorgulayabilen bir hayat görüşüne sahip olmadıkça, kafatası içinde bir beyin taşıyor olmanın insana ne faydası olabilir? (R. Pektaş)

 Big Bang’den öncesini bilmedikten ve kâinatın neyin içinde yeraldığını keşfedemedikten sonra, bilinen her şey anlamsız kalıyor benim için.. (R. Pektaş)

 Artık; bu Dünya’nın, kutsal kitaplarda bahsedilen ‘Cehennem’ olduğuna dair en ufak bir kuşku taşımıyorum. Benim için bu netleşmiştir. Günahlarımız kadar yanacağız, temizlenene dek buradayız.. “Ateş, nesne gibi görünse de, aslında bir süreçten ibarettir” demiş Herakleitos… Ve Ademoğlu nasıl bir büyük günah işlemiştir ki; Cennet’ten kovularak, Dünya deneyimini yaşamak zorunda kalsın?? Asıl sorulması gereken budur.. (R. Pektaş)

 3 boyuta sahip madde, uzay ortamında varlığını devam ettirmeyi ‘zaman’ adı verilen 4. boyuta borçludur. Zaman konusundaki en büyük yanılgımız, onun ‘akıyor’ olduğunu sanmamızdır. (R. Pektaş)

 Zaman akıp, gitmez veya ilerlemez. Zaman, olayları algılama sırasıdır ve 3 boyutlu ‘madde evrenin’ varoluş sürekliliğini tanımar. (R. Pektaş)

 Zamanı Güneş ve Ay’a göre tanımlayabiliyoruz. Peki Güneş, Ay ve yıldızların henüz varolmadığı bir evrende zaman nasıl tarif edilebilir? (R. Pektaş)

 Zaman izafi olduğuna göre, Big Bang’in ne kadar ‘zaman’ önce olduğu konusunda bir şey söyleyemeyiz. Hatta göreceli bir yaklaşımla hiç gerçekleşmemiş bile olabilir.. (R. Pektaş)

 Gelecek geçmişte kaldı.. (R. Pektaş)

 Zaman gerçekten var mıdır? Yoksa sadece olaylar birbirini izlediği için mi tanımlanabilen bir şeydir? (R. Pektaş)

 Zaman konusunda yapılan en büyük yanlış, onu saat, dakika ve saniyelerle ölçmeye çalışmaktır. Zaman başka bir şeydir.. (R. Pektaş)

 Eğer uzayda bir bükülme oluşuyorsa, bu uzay bir başka mekan içinde var olmak zorunda, aksi halde bükülemez. (R. Pektaş)

 Saatler bize saatin kaç olduğunu gösterebilir. Ama zamanın ne olduğunu söyleyemez.

 ‘Zamanın aktığı’ hissiyatı, beynimizin her bir fotoğraf karesini işleme tabi tutmasından ileri gelen bir kurgudan mı ibaret? (R. Pektaş)

 Evren bir karadelik olabilir mi? (R. Pektaş)

 Aslında galaksiler dahil hiç bir kozmik cisim birbirinden uzaklaşmaz. Aralarındaki uzay maddesi genişler.. (R. Pektaş)

 Tanrı her zaman vardır ve her yerde vardır. Her zaman ve her yerde var olmasıyla uzay ve zamanı oluşturur. (R. Pektaş)

 Evren ölçülemeyecek kadar büyük, ama gözlenemeyecek kadar da küçüktür. (R. Pektaş)

Bir teleskopla göklere bakmak da, bir mikroskopla en küçüğü görmeye çalışmak da aslında aynı şeydir. (R. Pektaş)

 Yeterli zaman verildiğinde evrende her şey mümkündür ve ‘yeterli zaman’ sonsuza doğru gidebilir. (R. Pektaş)

 


Hayatın öğrettikleri, benim yazdıklarım..

 

 Yeni keşifler için sınırları zorlamak, sınırlara ulaşmak için de şüphe ve merak içinde olmak gerekir. (R. Pektaş)

 Sorup, sorguladığımız, merak edip, araştırdığımız sürece insanız. Ki bütün bunlar, bizleri hayvanlardan ayıran en temel kriterlerdir. (R. Pektaş)

O’na ulaşmanın hem sonsuz yolu, hem de imkansızlığı vardır. (R. Pektaş)

 Bizi ileri götüren ‘kuşku’dur, ‘kesinlik’ değil.. Ben bilime kesinlikler sunduğu için değil, hiç bir zaman o kesinliğe sahip olmadığı için saygı duyuyorum. (R. Pektaş)

 Özgürce düşünüp, akıl yürütebilmenin önünü kesen her şey, insanlığın gelişimi için büyük bir engel ve aşılması gereken önemli bir sorundur. (R. Pektaş)

 İnsanoğlu, hakikati bulma yolculuğunda dogmaların esaretinden ancak kendi aklıyla düşünerek ve sorgulayarak kurtulabilir. (R. Pektaş)

 Felsefi düşünce yenilgiye uğramaz. Çünkü insan aklının sınırları yoktur. (R. Pektaş)

 Ruhuyla bakabilmeyi, hisleriyle görebilmeyi, vicdanıyla hareket edebilmeyi öğrenmeli insan.. (R. Pektaş)

 Ey güzel incir! Bana vermiş olduğun bu acı tad senin kusurun değil, benim seni vaktinden önce dalından ayırmış olmamdır.. (R. Pektaş)

 Önce ve mutlaka; adalet, vicdan ve merhamet! Diğer her şey bunlardan sonra gelir. (R. Pektaş)

 Değişen şartlara uyumlu olacak insan.. Doğadan öğrendiklerim bunun böyle olması gerektiğini gösteriyor. (R. Pektaş)

 Değişimi sevmeyen, değişime direnen biriydim yakın zamana kadar. Ama anladım ki; hiç bir şeyin aynı kalmadığı, her şeyin durmaksızın değişim içinde olduğu bir evrende bu değişime direnmek, evrenin işleyiş mekanizmasına aykırı. Düzgün işleyen bir çarkın arasında sabit durmaya çalışan bir taş gibi oluyor insan. Direnirsen önce acılar içinde sıkışıyor, sonrasında da ufalanıp, gidiyorsun. Fiziksel gücü fazla olan değil, şartlara uyum sağlayabilen ayakta kalıyor. (R. Pektaş)

 Ben benim halâ, ama benim dışımda herşey değişiyor.. Herkes için böyleyse eğer, eskilerden ne kaldı hayatımızda… (R. Pektaş)

 İnanç ispat gerektirmez. (R. Pektaş)

 İnsan doğanın sahibi değil, sadece onun bir parçasıdır. (R. Pektaş)

 İyi insan ol. Ama derdin kimseye bunu göstermek veya ispatlamak olmasın. Yaptığın iyilikten emin ol. Sadece iyi insan ol. (R. Pektaş)

 En güzel şarkı sessizliktir.. Kendi sesini dinlersin. (R. Pektaş)

 Objektiflik palavradır. Adil olmak önemlidir. (R. Pektaş)

 Başka beyinlerin düşünce ve dayatma köleliğine girmemek için her zaman kendi kafanla düşün, kendi aklınla karar ver. (R. Pektaş)

 Kadınlar için bir “Kadınlar Günü” olması, bu ülkenin kurucu liderini korumak için “Koruma Yasası” olması ne utanç verici.. (R. Pektaş)

 Bu Cehennem beni ne kadar büyük bir şiddetle yakıp, acı vermeye çalışıyorsa, o kadar doğru, düzgün ve isabetli yolda olduğumu anlıyorum! Şükürler olsun! (R. Pektaş)

 Sana sağır olanlara dilsiz olacaksın. (R. Pektaş)

 Anlatacak çok şey var. Dinleyecek kimse yok.. (R. Pektaş)

 Bazen müzik dinlemek için değil de, insanları duymamak için kulaklık takarsın. (R. Pektaş)

 Tek geldim bu dünyaya. Savaşıyorum, acı çekiyorum, öğreniyorum ve daha da büyüyorum. Tek öleceğim. (R. Pektaş)

 Ve sanırım aradığım huzuru ölümde bulacağım. (R. Pektaş)

 Her yükselişin arifesinde imtihan vardır. (R. Pektaş)

 En yüksek teknolojimiz ‘insanlık’ olsun.. Zira teknoloji geliştikçe insanoğlu geriliyor.. (R. Pektaş)

 Kötülük yapana ikinci bir şans vermek, tümüyle yok olmaya mahkum olmaktır. (R. Pektaş)

 Hayat bana daha sert durmayı, hatta bencil ve acımasız olmayı öğretiyor. Peki böyle mi olmalı? (R. Pektaş)

 ‘İnsanlık Medeniyeti’, insanlığın medeniyeti terketmesiyle ortadan kalkacaktır. (R. Pektaş)

 ‘Büyük’ olmak, ‘adam’ olmak benim nazarımda Mustafa Kemal Atatürk’ü sevmekle, O’na saygı duymakla başlar! (R. Pektaş)

 Rotasyon uygulanan sistemlerde profesyonellik, uzmanlaşma ve başarı beklenemez. (R. Pektaş)

 Bilgi ve yetenek, insana başkalarıyla da paylaşması için verilen bir lütuftur. (R. Pektaş)

 Varolan yeteneğimin, yapmam gereken pratiğin önüne geçerek onu engellemesinden korkuyorum. (R. Pektaş)

Bilimde sınır yoktur. (R. Pektaş)

 Tüm insanlar için işleyen, hayattaki tek ve en adil şey. Ölüm.. (R. Pektaş)

Dünya denilen yer; insanca yaşamak isteyen, ahlak arayan, vicdan ve adalet bekleyen birine göre bir yer değil….. (R. Pektaş)

Ahlâksızlık, haysiyetsizlik ve sahtekârlık her yerde.. Ne boktan bir dünyaya gözlerimizi açmışız meğer… (R. Pektaş)

Beni sevenlerin mutluluğu, ve varlığıma tahammül edemeyenlerin kahrolması için dimdik ayaktayım! Allah benim ve sevenlerimin yanında olsun. (R. Pektaş)

İlahi vuslata erebilmek için yaptığım arınma ve yükselme mücadelemde korku, çaresizlik, yılgınlık ya da şerre biat asla olmayacak! (R. Pektaş)

Kalbi seninle olmayanlar için savaşmak, seni sevenlere yapılmış en alçak ihanettir! (R. Pektaş)

Bu dünyada kötüye bir şey olmuyor. Sevenlerin yüreği ise bu dünyaya dayanmıyor… Allah kalbi sevgiyle dolu olanları korusun… (R. Pektaş) (Kayahan’ın ardından..)

Ömür yılların geçmesiyle tükenmez. Sevdiklerinin vedası parça parça, birer birer yaşamdan kopartır seni. Gitgide eksilirsin.. (R. Pektaş)

Dinî sembollere takılan insan, o dini sembolik olarak yaşar. (R. Pektaş)

İnsanların artık ayrışmak ve gruplaşmak yerine, kendileri arasında bölünme ve farklılık yaratan unsurların esaretinden kurtulmaları lazım. (R. Pektaş)

Hayatın gidişatını belirleyebilen konularda fikir, görüş ve inanca sahibim. Ama her tür detay, çeşitlenme ve bölünmeden uzak durarak.. (R. Pektaş)

Geçip, giden zaman değil, ömürdür.. (R. Pektaş)

Güzel şeyler yaşamak lazım eskilerde. Meğer onlar ayakta tutuyormuş bizi gelecekte.. (R. Pektaş)

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi farklı şeyler tabii… Bu dersin adı bu yüzden ‘ve’ ile yazılıyor. (R. Pektaş)

Ve şunu çok iyi anladım ki; vicdanın verdiği terbiyeyi hiç bir din veya öğreti bu kadar sağlam veremiyor.. (R. Pektaş)

Hırs denilen şeyi de, hırslı insanları da hiç sevmem! Sonunda herkesin toprağa karıştığı bir dünyada hırslı olmak ahmak olmakla aynı şey! (R. Pektaş)

 


son güncelleme : 04/2018