Bilinenler Sadece %4

Bilim adamlarına göre, aralarında Dünya’nın da bulunduğu gezegenler ve tüm yıldızlar, evrenin kütlesinin ancak yüzde 1’den azını oluşturuyor.

Son yıllarda Hubble ve Chandra gibi ileri teleskoplarla yapılan gözlemler, bilimin şimdiye dek ulaştığı evren, madde ve enerji üzerine bilgilerinin ne kadar yetersiz olduğunu ortaya koyuyor.

Astrofizikçiler, artık yıldızlar, gezegenler ve sıcak gazın evrenin binde 4’ünü meydana getirdiğini biliyorlar. Son bilgilere göre, karadelikler ile galaksiler arasında dolaşan serbest gazlar ise evrenin yüzde 3.6’sını oluşturuyor.

KARA MADDE
Evrenin yapısında yüzde 23 oranında geriye kalanın ‘karalık madde’ olduğu, ondan da geriye kalan büyük çoğunluğun yüzde 73 oranında ‘karalık enerji’ olduğu düşünülüyor. Karanlık maddeye, bazen, evrenin ‘mutlak sıfır’ sıcaklığını (eksi 273 derece) çağrıştırarak ‘soğuk karanlık madde’ de deniyor. Astrofizikte, soğuk karanlık maddenin yıldız, gezegen ve hatta insan vücudunda da bulunmasının varlık nedeni ancak son yıllarda araştırılmaya başlandı.

Science bilim dergisinin bu haftaki sayısında çıkacak yazıyı hazırlayanlardan Princeton Üniversitesi öğretim üyesi Paul Steinhardt, “Varlığımızı tam anlamıyla karamaddeye borçluyuz” diyor. Steinhardt, evrenin doğumu Big Bang’den sonra kara maddenin, evreni oluşturan madde zerreciklerinin biraraya gelmesi sürecini başlattığını söylüyor.

MADDELER ARASI KÜTLESEL ÇEKİMİN SIRRI
Steinhardt, modern fizikte Einstein dahil birçok bilim adamlarının ilgisini çekmiş ancak halen bilimsel olarak aslının bilinemediği ‘attraction’, yani maddeler arası kütlesel çekim gücünün ve bunun atomaltı ve atomüstü evrenin oluşumundaki işlevinin yeni yeni önem kazandığını söylüyor. Maddeler arası kütlesel çekim evrenin ilk devrelerinde maddelerin arasındaki oluşumlarda büyük rol oynadı. Yıldızlar da, oluşum evrelerinde en temel kimyasal elementleri bu şekilde oluşturdular. Bunlar, karbon, demir gibi elementlerdi ki bunlar yaşamın evrimi için en önemli parçalar olarak geliştiler. Steinhardt, teorik olarak, “Kara madde olmadan evrende hiçbir şey olmazdı” diyor.

“Bizim bildiğimiz türden maddeleri, yani kayalar, denizler, insan vücudu gibi, mecazi olarak karanlık madde okyanusunda bir su damlası olarak düşünebilirsiniz” diyen Steinhardt, “Karanlık maddenin, evrenin doğumundan sonraki birkaç milyar yıllık ilk evrede, bugünkünden daha yaygın olduğunu ve karanlık madde kümeleştiğinde madde içine düşüyor ve gökcisimleri oluşuyordu” dedi. Karanlık maddenin doğası bilinmiyor. Doğrudan gözlenemiyor. Yalnızca, gök cisimlerinin hareketlerinin izlenmesinde teorik olarak varlığı ileri sürülüyor, matematik ölçümü yapılabiliyor.

KARANLIK ENERJİ
Astrofizikçiler, evrenin büyük kısmının karalık enerjiden ibaret olduğunu belirtiyorlar. Astrofizikçilerin matematiksel hesapları, evrendeki galaksileri giderek yükselen hızlarda birbirlerinden uzaklaştıran esas kuvvetin karanlık enerji olduğunu ortaya koyuyor. Yakın zamanda kanıtlanan galaksilerin giderek artan hızda birbirlerinden uzaklaşmaları, evrenin de giderek daha büyük hızla genişlemesine neden oluyor.
Harvard-Smithson Astrofizik Merkezi’nden Robert P. Kirshner, şunu söylüyor: “Bildiğimiz, karanlık madde ile karanlık enerjinin evrenin oluşumunda birbirleriyle savaştığını gösteriyor. Görünen o ki karanlık enerji kazandı. Bu oluşum ancak 5 yıl önce karanlık enerji tanımıyla keşfedilebildi. Çok uzakta patlayan yıldızlar gözlemlenirken bu yıldızların sabit ivmeli (giderek artan) hızlarda uzaklaştığı saptandı ve karanlık enerji kavramına ulaşıldı.”

Bazı fizikçilere göre 14 milyar yıl önceki Big Bang’den sonra son derece yoğun, sıcak ve küçük noktadan madde evrene püskürmeye başladı. Galaksiler oluştu, maddenin evrene yayılımı sonradan incelmeye başladı. Karanlık madde evrenin devinimini yavaşlatmaya çalışıyor, karanlık enerji ise tersine arttırmaya çalışıyordu.

Astrofizikçi Kirshner, “Evrenin oluşumundaki ilk 7 milyar yılda karanlık maddenin ağır bastığını, sonradan karanlık enerjinin hız kazandığını düşünüyoruz” dedi. Kirshner, Einstein’ın da bu enerji şekline bir ara yöneldiğini, ama sonradan bunu rafa kaldırdığını hatırlattı.

FİZİĞİN KAYNAĞINI HALA BİR MUAMMA
“Esas mesele, çekim gücüdür.” Einstein’ın açığa çıkaramadığı bu esas doğa kuvvetinin ne olduğun hala bilinmediğini hatırlatan Kirschner “Fiziğin kalbinde en derin muamma olarak duruyor. Çekim gücünü doğanın (ısı, elektromanyetizma gibi) diğer kuvvetlerini tanıdığımız biçimde tanımaktan yoksunuz. Yerçekiminin gerçekten de nereden geldiğini bilmiyoruz” diyor.

“Yeryüzünde karanlık enerjinin doğasını araştıracak hiçbir imkan yok. Karanlık enerji son 20-30 yılda çok güçlü teleskopların geliştirilmesiyle son derece uzak evrenin uçlarındaki gökcisimlerinin gözlenmesiyle üzerinde çalışabilinen bir kavram sadece” diyen Kirshner, şöyle noktalıyor: “Evren giderek daha büyük hızla genişleyecek ve gözlemci karanlık enerjinin daha azını, çok daha azını görür duruma gelecek. Zamanla, milyonlarca yıl sonra tanıdık yıldızlar, galaksiler dünya göğünden silinip gidecek. Yıldızlarla kaplı gök, giderek kararacak. Görebildiğimiz evren giderek daha yalnız ıssız hale gelecek.”