Bakteriler, Depresyon ve Yoğurt

yogurt

Yaşam, bütün çeşitliliği ve karmaşıklığı ile akıl almaz bir bütün. Biz de bu bütünün nadide parçalarından bir tanesiyiz. Aklımızı ileri düzeylerde kullanma yeteneğimizle, kendimizi ve etrafımızdaki sistemi anlama konusunda canla başla çalışıyoruz. Fakat bu sistem o kadar yüksek düzeyde karmaşık bir ilişkiler ağına dayanıyor ki, her geçen gün anladığımız yeni ipuçları ile bakış açımızı sürekli daha da genişletmek zorunda kalıyoruz.

Beslenme ve beynimizin ilişkisi çoğumuz için oldukça aşikardır: Doğru ve dengeli beslenirsek, bedenimizin bütün organları gibi beynimiz de bundan elbette olumlu yönde fayda görecektir. Fakat beslenme, aslında sadece vücuda alınan besin maddelerinden ibaret değil. Besinlerle birlikte, bu dünyayı paylaştığımız bir çok canlının ürünlerini; hatta bizzat kendilerini de vücudumuza alıp, onlardan çok çeşitli şekillerde faydalanıyoruz.

Bakteri yahut mikrop deyince, aklımıza genelde hastalık yapan, mini minnacık “düşman”lar gelir. Halbuki genel olarak mikroorganizma dediğimiz bu canlılar, bütün çeşitlilikleri ile dünyadaki yaşamın sürmesini sağlayan en önemli unsurlardan bir tanesidir. İnsan bedeninde, insanın kendi hücrelerinin 10 katından fazla sayıda bakteri bulunur. Tabii ki bakteri hücreleri çok küçük olduğundan çok fazla yer kaplamazlar; örneğin bedendeki bakterilerin hepsini bir kaba toplasak, yaklaşık 2 litre kadar bir hacim kaplarlardı. Fakat adına “ben” dediğimiz bedenimizin önemli bir kısmını da bu canlılar oluşturur.

Bakteriler tarafından “işgal” edilmeye doğumdan itibaren başlarız ve en fazla bakteriyi annelerimizden, deri ve süt yoluyla alırız. Yaşam boyu yediğimiz-içtiğimiz her şeyde yüzlere farklı tip bakteriyi de bedenimize almak durumundayız. Hal böyle olunca, tipik bir erişkin insanın bağırsaklarında ortalama 500 farklı tür bakteri yaşar. Sadece tesadüfen orada da değildirler; zira onlar olmadan, yaşamımızı sürdürmemiz mümkün olmazdı. Besinlerin bağırsaklarımızdan emilimi, çeşitli salgılar aracılığıyla beslenmemize verdikleri destek ve bağışıklık sistemimizi sürekli zinde tutmaları, saymakla bitmeyecek faydalarından sadece bir kaçı…

Son zamanlarda, bu yakın dostlarımız hakkında bilgilerimiz de hızla artıyor. Özellikle beynimiz ve zihnimiz üzerine olan etkilerini anlamanın henüz başlangıcında olduğumuzu söyleyebiliriz. Yapılan çalışmalar, bakteri ve mikroorganizmaların sadece beslenmeyle değil, ruh sağlığı ile de doğrudan ilişkili olabileceğine dair kanıtlar sunmaya devam ediyor.

Bağırsaklarımızdaki bakteri topluluğunun beynimizin kimyasına etki ettiğini uzun zamandır biliyorduk. Beynin işlev görmesi için çok önemli olan BDNF (beyin kaynaklı sinir gelişim faktörü), NMDA-R (beyinde uyarıcı bir reseptör tipi) gibi maddelerin miktarları, bağırsak bakterilerinden mahrum kemirgenlerde hızla azalmakta ve bu bakteriler uygun besinlerle tekrar yerine konduğunda, eksik maddeler de hızla yeniden üretilmektedir. Bu doğrudan bağlantı, zihinsel işlevlerimizle bakteri dostlarımız arasındaki önemli bağlantılardan birisidir.

Oxford Üniversitesi’nde yapılan yakın tarihli bir araştırmada, prebiyotik besinlerle beslenen deneklerin stres ve depresyona yatkınlığının azaldığı gösterildi. Prebiyotik besinlerle beslenen gruptaki deneklerin kontrol grubuna göre olumsuz uyaranlara ilgilerinin azalması ve bedenlerindeki stres hormonlarının miktarında görülen belirgin azalma, kaygı bozukluğu yaşama risklerinin düştüğüne dair ciddi göstergelerdir. Daha önce yapılan bir başka çalışmada da yine kadın deneklere dört hafta probiyotik gıda rejimi uygulanmasının, beyindeki duygusal devrelerde olumlu etkilere yol açtığı gösterilmişti. Dolayısıyla, bakterilerimizin bedenimizdeki faaliyetleri, sadece beslenmemizi değil, zihnimizin çalışmasını da doğrudan etkileyen bir özelliğe sahip.

Prebiyotik besinlerin en iyi bilineni, tamamen bakteri faaliyetleri ile üretilen ve adeta bir bakteri çorbası olan, o çok iyi bildiğimiz yoğurttur. Dolabınızda masum bir şekilde duran bu harika gıda, aslında sizi gerginlikten ve endişeden kurtaracak önemli bir katkı maddesi olabilir.

Özellikle, yukarıdaki çalışmaları yürüten ekiplerden bir tanesinin mensubu olan Dr. Tillisch, kendilerine başvuran hastaların büyük bir çoğunluğunun “bağırsaklarında yaşadıkları sorunlardan önce” herhangi bir gerginlik, endişe veya depresyon tecrübesi yaşamadıklarını; fakat ne zaman bağırsaklarda bir sorun başlasa, bir çok insanda, bunu zihinsel bazı sorunların takip ettiğini vurguluyor.

Bu açıdan bakınca, bedenimizdeki varlıklarından haberdar bile olmadığımız bakterilerin aslında bu karmaşık zincirin ne kadar önemli bir parçası olabileceği tekrar aklımıza geliyor. Özellikle bilinçsizce kullanılan antibiyotikler ve steril-rafine gıdalarla dolu bir diyetin bize nelere mal olabileceği hususunda da bir kez daha düşünmemiz için, bu ve benzeri bulgular ciddi bir uyarı niteliği taşıyor.

kaynak : nBeyin